aşk acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2013 Perşembe

bir şarkı iki kadın bir adam




çok garip bi geceydi. sanırım hayatımda ilk kez öyle bi gece yaşıyordum ve beklediğimden daha sakin davranıyordum. bir yanda eski sevgiliniz ve bi yanda eski sevgilinizin yazdığı 32 yaşında bi kadınla gece değişik olabiliyor. hiç sesimi çıkarmıyor sadece gözlemliyordum. sesimi çıkarsam rezillik çıkacak gibiydi çünkü ve bu en son istediğim şeydi. 21 yaşındaydım ama o an 35 yaşında bi kadının olgunluğuna sahiptim. belki de o yaştaki bi kadın bile benden daha farklı davranabilirdi. ama ben sessizce eğlendim. ufak salaş bi bar, dans eden insanlar, sevdiğiniz bildiğiniz şarkılar ve eski sevgilinizin yazdığı kadın. güzel kombinasyon değildi. rakı balık ve haydari gibi değildik orda üçümüz.

gece yavaş yavaş ilerlemeye insanlar yavaş yavaş gitmeye başlıyordu ve o şarkı başladı. cat stevens'ın o naif sesi kulaklarımdan girmekle kalmıyor kalbime dokunuyordu. ufak bi ışık yuvarlağının altında kendi kendime dans ederken adamın kadını dansa kaldırmaya çalışıp kaldıramadığını görmüştüm. zaten kadın geldiği andan itibaren yerinden 1 dakika bile kalkmadı sanırım. kasıntı biri değildi ama bu işler için fazla yaşlıydı bence. evet kıskanç bi kadınım. ama bu onun yaşlı olduğu ve gecenin 3ünde bi barda eğlenemediği gerçeğini değiştirmiyordu. plaza kadınlarından her daim nefret etmişimdir zaten. dansa kalkmayan kadını bırakıp benim yanıma gelen adamın elini belimde hissettikten sonra kaç dakika sürdüğünü bilmediğim ne konuştuğumuzu tam olarak hatırlamadığım bi dans serüveni başlamıştı. gecenin ikinci kadını olmuştum birdenbire. kanımdaki alkol miktarı fazla olduğundan ve her daim içmicem dememe rağmen dayanamayıp gene vodka içtiğimden mantıklı davranamıyordum. dans ettikçe başım dönüyor alkol kanıma daha da karışıyordu ve stevens'ın sesi iyice işime işliyordu.

şarkı bitti. adam kadına gitti. o ışığın altında tek başımaydım. gitmek istedim gidemedim. geceyi barın kapısındaki bodyguard'a aşk acımı anlatarak geçirdim. ağlamadım ama. tuttum kendimi. canım acısa da ağlamadım. sonra bi daha görüşmedik zaten. 2 küsur senelik karmaşıklık son bi dans ve son bi sevişmeyle bitmişti.

5 Nisan 2013 Cuma

gözlerimi kapatıyorum


yatakta dağılmış uzun kıvırcık saçları gözümün önünde beliriyor. o kadar istedim ki burnumu saçlarına gömüp uyumayı, ellerimi sana sarıp köprücük kemiklerinde kaybolmayı, seni tam tebessümünden öpmeyi. 
bi insanlar aranızda 1cm bile yokken miller varmış gibi hissettiğiniz an canınızdan can gidiyor. sanki böyle bi rüyadaymışsınız da astral seyahatle onun yanına gelmişsiniz gibi sanki orda değilmişsiniz o bunların hiçbirinin farkında değilmiş gibi. sizi azıcık sarsa her şey bitecekmiş de işte bunu yapamıyormuş gibi. 
ellerimi saçlarında gezdirip huzurlu bi uyku çekmek yerine arkandan seni izleyip sonra sırtımı dönüp sabaha kadar üşüdüm. hava soğuk değildi üşümemin sebebi bu değil. aramızdaki buz dağları üşüttü beni. seksin sıcaklığından sonra serinlemek iyi gelir aslında ama buz dağları bunun abartılmış versiyonu. buz dolu bi küvet daha iyi gelirdi inan.
gözlerimi kapatıyorum sen beliriyorsun canım biraz daha acıyor sonra geçti diyip kendimi kandırıp şarkılarda kayboluyorum. can’ımı yakıyorsun.

27 Ekim 2012 Cumartesi

adını unutmaya devam ediyorum umrumdaolmayaneskisevgili

kafeiniydin kahvenin, geç saat dostuydun bu şehrin

ne sen uyurdun ne ben. sabaha karşı gelen bi telefon bitmek tükenmek bilmeyen bi muhabbet. neyden bahsettiğimizi bile hatırlamıyorum. sonrasında daldığım uykunun rüyalarında kaldı cümlelerin. yarı uykulu gözlerle dinledim hayatını senin ağzından istanbul’da güneş doğarken karşıdan.

bu acil servislerde, adını unutmaya devam ediyorum. 

psikolojik olarak sorunlu olduğunu ve olduğumu zaten biliyordum ben hatırlatmana hiç gerek yoktu. elimde telefon yere düşerken sen ilk ciddi gitmelerinden birini yaşatıyordun bana. ben kriz anlarımda haplara sığınırken senin hiçbi şey umrunda değildi biliyorum.

bu puslu sabahlarda, adını unutmaya devam ediyorum.

yağmurlu bi kadıköy sabahında. deri ceketime sığınmış haldeyken yanımda başka bi adam vardı ve ben seni düşlerken. sen bana benzemişsin demiştin ya işte şimdi daha iyi anlıyorum. evet sana benzemiştim senin benim yanımdayken başka kadını düşlediğin gibi ben de seni düşlemiştim o sabah rıhtımda.

bir şarkı: 6dakika 24 saniyenizi alacağım



6dakika 24 saniyenizi alabilir miyim bayım?
size bir hikaye anlatmam gerek
uzun yıllar önce diye başlamak isterdim ama kısa zaman önceydi sadece bana uzun gelen yaklaşık 20 sene önce başlamış bi hikaye benimki
bir 10 mayıs akşamüstüsü. annem öyle dedi bilmiyorum. annemi baya bi rahatsız etmişim o gün. bir pazar günü. anneler günü. hastane hastane gezmiş sırf beni doğurabilmek için. bayım ben daha doğarken zorluklar çekmişim. yani hayatın benim için zor olacağı baştan belliymiş.
anneme vermişler beni. babam gelmiş sonra. giremezsin demişler. ziyaret saati değil. bir babaya çocuğunu nasıl göstermezsin. nasıl bir mantık bu? yumruk atmış babam güvenlik görevlisine. öyle girmiş içeri. benim için bir şeyler yapan tek adam oydu sanırım.
büyürken çok uğraştırmışım milleti. şımarık bi çocuktum ben bayım o yüzdendir bu her istediğimi elde etme merakı, uğraşı.
çocukluğuma dair en net hatırladığım şey babamın bana boyumdan daha büyük olan maymun getirmesi ve yanında çikolata, sonra orospu çocuğu bir misafir çocuğunun mısır patlatan arabamı çalması bir de walkmanlerimdir. sürekli bozardım walkmanimi yenisi gelirdi. 
bayım benim çocukluğum güzeldi. kırmızı rugan ayakkabılarım vardı güzel elbiselerim saçlarım kısaydı hep ondandır uzun saça merakım. baktım ki uğraşılacak gibi değil kestim gene bilirsin zor geliyor uzun saç bana.
6dakikadan fazla oldu bayım farkındayım başa sar şarkıyı ve dinle sadece ben de gidip kahve yapayım.

27 Nisan 2012 Cuma

bir vapur iki şarkı bir adam



 bir ışık kulesinin 2. kez yanmasına kadar geçen süre kadardı seni unutmam. o kadar uzundu yani. 
soğuk bir havada kadıköy beşiktaş vapurunda dışarda oturup içtiğim sigaranın dumanında kaybolurken seni düşündüm kulağımda çalan şarkıyla. ağzımdan çıkan dumanda silüetin vardı. sigara kokusu bana seni hatırlatıyordu. kokusunu sevdiğim nadir adamlardandın. parfümüne karışmış yoğun sigara kokusu bana huzurlu bi uyku yaşatırdı. biliyorsun zaten sırf tshirtün bu kokuya sahip diye 10 ay yıkamadım onu. düşündükçe canım yine yanmaya başlıyordu. şarkı da bir yandan “son defa gül yüreğim son bir defa gel seveyim yükünü ver ben taşırım son defa benim ol sen” derken ben bana bu şarkıyı ilk gönderdiğin günü düşündüm. hayatımın bir bölümünü anlatıyor demiştin. şimdi de benim hayatımın senine eşlik ediyordu bu şarkı. 
hava kararmaya başladı. karşımda muhteşem istanbul manzarası gökyüzü değişik bir turuncu değişik bir sarı değişik bir yeşil açık mavi lacivert ve siyahtan oluşan bir renk cümbüşüydü. karşıda siyahlığın içinde çok parlak bir yıldız vardı. belki beni duyar diyerek seni anlattım ona. bana dokunuşlarını bana gülüşlerini beni sevişlerini sevişmelerimizi. sonra ışıklar takıldı gözüme pencerelerden gelen. istanbulda her ev ayrı bi hayat demekti zaten. o ışıklar da öyleydi. her ışık bi hayatı temsil ediyordu ve ordaki tek karanlık bendim. ışık kulesinin ışığı bir kez daha yandı. sen bir kez daha aklıma geldin. beni uyumak için çağırdığın bi gün geldi aklıma. bu vapurlardan birinde yanına gelene kadar uyuyakalmıştım son anda uyanıp inmiştim. sigaramın dumanını bir kez daha üfledim sen bir kez daha geldin. seni ne kadar sevdiğimi düşündüm. canımı ne kadar yaktığını. beni nasıl severken öldürdüğünü. sonra bir şarkı daha başladı. gözüm gene ışıklara takıldı. tekrar istanbulun manzarasına daldım. şarkıyı bi adamın sesi böldü. sen değildin. bir şeyler söyledi tam anlamadım. kapadım telefonu. şarkı devam etti. ben ikinci sigarayı yaktım. teomanla şebnem ferah ciğerlerini yırtarcasına iki yabancı derken ben ciğerlerimi sigara dumanıyla doldurdum. derin bir nefes çektim. kokunu duydum o an. dumanı üflerken tekrar silüetini gördüm. gülümsedin gülümsedim.
“yine de bağışladım ben hep seni hem seni hem kendimi o kadar yoktun ki”
vapur yavaşlamaya başladı. seni düşünürken gözüme tüm ihtişamıyla kız kulesi çarptı. denizin ortasında tek başına duruyordu. gün içinde yüzlerce insan yıllar içinde milyonlarcası gelmişti belki ama o yalnızdı. istanbulun kalbi tek başınaydı. hüzünlü bir kadın kalbi kırık bi adamdı. sigaram bitti. zaten vapur da yanaştı. ayağa kalktım içeri geçtim. yine bir ışık. boğaz köprüsü ışıklarıyla aydınlatıyordu etrafı. bu muhteşem şeylerin hiçbiri acımı hafifletmedi. seni düşünürken istanbul manzarası hiç oldu. ufaldı farkındalığını yitirdi. vapurdan indim yürüdüm gittim. 
bir adam beni bekliyordu.